KİT NEDİR ?

Ana Sayfa / Kit Nedir ?
KİT NEDİR ? ( Kemik İliği Transplantasyonu )

    TARİHÇE

     

    Hiroşima ve Nagazaki'de radyasyona maruz kalan hastalarda görülen hematolojik etkiler, kemik iliğinin muhtemel radyoprotektif etkileri hakkındaki araştırmaları stimüle etmiştir. 1950'ler ve 1960'lar boyunca bilim adamları, hematopoezin kemik iliği hücrelerinin intravenöz infüzyonu yoluyla tamamıyla yeniden oluşturabileceklerini bulmuştur. Klinisyenler, hem konjenital ve akkiz kemik iliği yetmezliği sendromlarını tedavi etmek için ve gelişmiş malign hastalığı tedavi etmek için kullanılan kemoterapinin ve yüksek doz radyasyonun ölümcül miyeloablatif etkilerinden hastaları kurtarma için; kemik iliği (elde edilen hemopoetik stem cell (HSC)), transplantasyonunun (KİT) yararlarını gördüler.

    Başlangıçtaki ilk denemeler, otolog transplantasyonun tersi olarak allojenik transplantasyonu ile gerçekleşmiştir. Allojenik transplantasyondaki en önemli sorun; hem donörün iliğinin alıcı tarafından reddinde hem de alıcının dokularına karşı donörün immünolojik olarak olgun lenfositleri tarafından geliştirilen reaksiyon olan graft versus host hastalığının (GVHD) oluşturduğu atılım (rejeksiyon) reaksiyonu idi. 1960'ların ortalarında HLA (Human Lokosit Antijeni) sisteminin bulunması, klinisyenlere kardeş donör/alıcı çiftleri arasında birbirini tutan (matched) başarılı allojenik KİT'i yapmalarını sağladı. Uygun dozda radyasyon, miyeloablatif kemoterapotik rejimenler ve de GVHD'nin önlenmesi için kullanılan farmakolojik tedavilerin saptanmasına yönelik araştırmaların memnun edici sonuçları ile bu yöntemin başarısı kanıtlandı. 1970'lerin sonuna kadar, allojenik KİT, büyük ölçüde deneysel ve genellikle fetal sonuçlanan aplastik aneminin, immün yetmezlik sendromlarının ve birçok lösemi çeşidinin iyilettirilebildiğine dair bulguların objektif olarak belirlenmesi sonucu kabul gören bir tedavi yöntemi haline gelmiştir.

    Geniş spektrumlu antimikrobikler ve siklosporin gibi güçlü immünosüpresif ajanların gelişimine rağmen; allojenik KİT'den sonra hayatta kalma şansı 1980'lerden bu yana büyük ölçüde değişmedi. Bu kısmen, daha çok yüksek-riskli hastalarda daha geniş şekilde uygulanıyor olmasından kaynaklanıyor olabileceği akıldan çıkarılmamalıdır. Lösemi ve lenfomada yüksek doz tedavinin memnuniyet veren sonuçları ve daha iyi rejimenlerin geliştirilmesi ile; otolog transplantasyona olan ilgiyi yeniden artırmıştır. 1990'lı yıllardan itibaren, her yıl allojenik transplantlardan (AT) daha çok otolog transplantasyon (OT) gerçekleştirilmektedir.

 

    TRANSPLANTASYON SIRASINDA UYGULANAN PROSEDÜRLERE GENEL BİR BAKIŞ


    İlk bölümler de anlatıldığı gibi, hematopoetik stem cell (HSC); kemik iliği oluşturan elemanları yok olmuş bir alıcının tüm hematopoetik ve lenfoid sistemini yeniden oluşturma kapasitesine sahip bir hücre olarak tanımlanmaktadır. Teorik olarak bu sadece bir hücreyle başarılabilir, ancak klinik uygulamada alıcının vücut ağırlığına göre kilo başına en az 1-3 X 108 nukleuslu kemik iliği hücresinin infüzyonu, kalıcı ve hızlı engraftmenti (tutması) sağlamaktadır. Bu nukleuslu kemik iliği hücrelerinin y çok küçük bir bölümü (100.000 hücrede 1'den daha az) HSC olarak tahmin edilebilmektedir. Bunlar morfolojik olarak lenfositlerden ayırt edilemez, ama CD34+, HLA class II- ve CD38- gibi karakteristik bir hücre yüzey antijen yapısına sahiptir. Bu hücreler CD4, yüzey immünoglobülini ve glikoforin gibi markerlerı bulundurmazlar.

    Transplantasyon için kemik iliği hücreleri, posterior iliak kemikten, ilik kavitesine kemik iliği için özel iğnelerin sokulması ve aspire edilmesi yolu ile elde edilir. Bu prosedür genellikle ameliyathane şartlarında genel anestezi altında yapılır. Alıcının ağırlığına göre kilogram başına 15-20 ml'lik bir sıvı kemik iliği toplanır ve bir işleme tabi tutmadan veya bunu alıcıya reinfüze etmeden önce kemik parçaları ile diğer hücre kümelerini ayırmak için filtre edilir. Kemikten İlik alma işi genellikle iyi tolere edilmektedir ve donöre ait riskler genel anestezinin riskleri ve de çok nadiren bu bölgeden olan abondan bir kanama veya yanlış yere uygulanmış aspirasyon iğnelere bağlı nöronal hasar ile sınırlı olarak kabul edilebilir.

     

    1981 yılında Körbling ve arkadaşları, HSC'lerin alternatif kaynağı olarak periferik stem cell (PSC)kullanımını tanımlamış ve klinik uygulaması gerçekleştirilmiştir. Malign bir hastalığa sahip olan şahıslarda yüksek doz kemoterapiden sonra ya da tek başına G-CSF veya GM-CSF ile stimule edilerek; çok sayıda hemopoetik stem cell in kemik iliği ortamından ayrılarak periferik sirkülasyona katıldıkları ve bir ya da daha çok aferez işlemi ile kolaylıkla toplanabildikleri bilinmektedir. Stimule edilerek HSC lerin mobilize edildiği yer olarak periferik kan, neredeyse tamamiyle otolog transplantasyon için bir hücre kaynağı olarak ilik ile yer değiştirir . Bu işlemin avantajları, kolay toplama, transplantasyondan sonra çok daha hızlı engraftment ve potansiyel olarak daha az tümör kontaminasyonudur.

    Üçüncü bir potansiyel HSC kaynağı ise 1988 yılında Gluckman ve arkadaşları tarafından, ilikten çok daha fazla konsantre primitif hücre içerdiği görülen umbilikal kordon kanının olduğunu bilidirmiştir. Doğum esnasında anneye veya yeni doğana zarar vermeksizin 250 mL'ye kadar toplanabilir. Anrelated (akraba olmayan) allojenik transplantasyon konusunda, kordon kan bankası ile yeni bir devrim başlatılabilir umudu taşımakla birlikte kordon kanı yetişkin alıcılara güvenilir şekilde engraft etmek üzere yeterli miktarda HSC'ler içermeyebilir. Bunlarla birlikte son birkaç yılda ayrıca fetal kemik kavitesinden elde edilebilecek primitif hücrelerden de belki de daha az ve HLA uyumu aranmadan kemik iliği nakli veya organ naklinin oluşabileceğine dair bazı kanıtlar elde edilmiş ve çalışmalar bir çok laboratuarda yarışırcasına devam etmektedir.

     

    Gerçek transplantasyon prosedürü, toplanan stem cell konsantresinin intravenöz yolla infüzyonunudur. Birçok sağlık personeli bile bu prosedür hakkında belki de doğru bir bilgiye sahip değildir. Otolog kemik iliği veya periferik stem cell lerin kriopreservasyonu sırasında kullanılan dimethylsulfoxisol solüsyonu (DMSO), fazla bekletilmeden yapılan allojenik reinfüzyonlar çok iyi tolere edilebilmekle birlikte bazen orta derecede pulmoner ve sistemik toksisiteye neden olabilir. HSC'ler, tam olarak anlaşılamamış olan mekanizmalar ile kemik iliği kavitesine kolayca yerleşmektedir, ve ilk nötrofillerin tutması için geçen 10 ila 25 günün ardından trombositler ve eritrositler de tutar. Bu, donör stem (kök) hücrelerinin engraftmentini (tutmasını) gösterir.